Güney Afrika’da “Dekolonyal Dil Farkındalığı” Tarih Anlatısını Değiştiriyor
Güney Afrika’da yapılan bir araştırma, tarih müfredatındaki değişikliklerin sınıflarda İngilizcenin baskınlığını koruması nedeniyle beklenen dönüşümü sağlamayabileceğini ortaya koydu. Nhlanhla Mpofu ve Simthembile Xeketwana’nın çalışması, derslerde kullanılan dilin öğrencilerin geçmişi nasıl yorumladığını ve hangi tarihsel anlatıların öne çıktığını etkilediğini gösterdi.
Northern Cape bölgesindeki iki devlet okulunda 8. sınıf öğrencileriyle yürütülen araştırmada, isiXhosa, Setswana ve Afrikaans gibi yerel diller konuşulmasına rağmen İngilizcenin temel eğitim dili olduğu belirtildi.
Çalışmada öğrenciler, 1870’lerde başlayan Kimberley elmas madenciliğini ele aldı. Ders kitaplarında bu dönem ağırlıklı olarak ekonomik gelişme, sanayileşme ve Cecil John Rhodes gibi güçlü isimler üzerinden aktarılırken, Afrikalı toplulukların toprak kayıpları ve emek sömürüsü gibi deneyimlerinin geri planda kaldığı görüldü.
Öğretmenlerin “Kimberley elmaslarının hikâyesi neden hep İngilizce anlatılıyor?” sorusu üzerine öğrenciler, tarihsel belgelerin büyük bölümünün sömürge yöneticileri, maden sahipleri ve devlet görevlileri tarafından kaleme alındığını tartıştı. Böylece tarih kitaplarında kimlerin sesine yer verildiği ve kimlerin anlatının dışında kaldığı sorgulandı.
Araştırmacılar, yerel dilleri geçerli birer bilgi kaynağı olarak ele alan “dekolonyal dil farkındalığı” (decolonial language awareness) yaklaşımını kullandı. Bu kapsamda İngilizce ve isiXhosa dillerinde tarihsel bir sözlük hazırlandı. Çalışma, öğrencilerin ders kitaplarındaki kavramları farklı açılardan değerlendirmesine, ailelerinden öğrendikleri sözlü tarihleri sınıfa taşımasına ve tartışmalara daha aktif katılmasına katkı sağladı.