Düşünme Becerileri Nedir? Ne Değildir?
Günlük hayatta sıkça kullandığımız “düşünmek” kavramı, tanımlamaya çalıştığımızda sandığımızdan çok daha karmaşık bir hâl alır. Peki düşünmek tam olarak ne anlama gelir? Eleştirel ve yaratıcı düşünme gibi becerilerin öne çıktığı günümüz eğitim anlayışında, düşünmenin kendisine ne kadar odaklanıyoruz?
Refika Angkasa
Düşünme, gündelik hayatta en sık başvurduğumuz kavramlardan biri. “Bir düşüneyim.” dediğimizde kendimize bir süre tanır, zihnimizde bir şeyleri tartmaya koyuluruz. Birine “Düşün!” dediğimizde de ondan belirli bir zihinsel çaba beklediğimizi biliriz. Peki bu çaba tam olarak neyden ibarettir? Bu soruyla karşılaştığımızda net bir cevap vermekte zorlanırız. Kullanımı bu denli kolay olan bir kavramı tanımlarken yaşadığımız güçlük, düşünmenin ne kadar katmanlı bir mesele olduğunu gösterir.
Düşünmenin nerede ve nasıl gerçekleştiği sorusu da bu katmanlılığın bir parçası. Zihin ile beden arasındaki ilişkiyi konu edinen bu soru, felsefe tarihinin en köklü tartışmalarından birine kapı aralar. Günümüz zihin felsefesinde “zor problem” olarak adlandırılan bilinç meselesi de aynı tartışmanın çağdaş bir uzantısıdır. Dolayısıyla düşünmeyi tanımlama girişimi daha ilk adımda insanın kendini anlama çabasıyla iç içe geçer.
Düşünmek Nedir, Ne Değildir?
Kavramın bu katmanlı yapısı, günümüzde hangi bağlamlarda öne çıktığına bakıldığında daha da belirginleşir. Düşünme kelimesi bugün en çok eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme ve çocuklar ve topluluklar için felsefe (P4C/P4wC) gibi alanlarla birlikte anılır. Eğitim politikalarından öğretim programlarına, öğretmen eğitiminden okul dışı atölyelere uzanan geniş bir yelpazede bu alanlar düşünmenin başlıca taşıyıcısı olarak görülür. Bu alanların düşünmeyi nasıl konumlandırdığına yakından bakıldığında ortak bir eğilim dikkat çeker. Her birinde düşünme, ulaşılması hedeflenen bir sonuç, başka bir deyişle bir çıktı olarak ele alınır.
Bu eğilimin ne anlama geldiği, her bir alanın öğrenciden ne beklediğine bakıldığında açıklık kazanır. Bir meseleyi eleştirel yönleriyle ele alabilmek, o meseleyi önceden anlamlandırmış, parçalarına ayırmış ve kendi içinde tartmış olmayı gerektirir. Bir soruna yaratıcı bir çözüm getirebilmek de benzer biçimde verileri bir araya getirme, aralarında ilişki kurma ve olasılıkları tasarlama gibi daha temel işlemlere dayanır. Bir konuyu felsefi bir tartışma zemininde ele almak ise kavramları ayırt etmeyi, gerekçe sunmayı ve bir akıl yürütmeyi adım adım izleyebilmeyi gerektirir. Görüldüğü üzere bu alanların her biri, kendisinden önce işleyen bir düşünme sürecini varsayar.
Bu tespit, düşünmeyi yoğun biçimde kullanan alanlar için önemli bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Eleştirel, yaratıcı ya da felsefi düşünmeyi hedefleyen her yaklaşım, dayandığı temel süreci görünür kılmak ve bu süreci sistemli biçimde inşa etmek durumundadır. Aksi hâlde düşünme öğrenciden beklenen bir performansa dönüşür ve bu performansı mümkün kılan zihinsel işleyiş gözden kaçar.
Kavramın sınırları, ne olmadığına bakıldığında daha da netleşir. Düşünme, eleştirel düşünme ya da yaratıcı düşünme gibi alanlardan herhangi biriyle özdeş değildir. Bu alanlar düşünmenin belirli kullanım biçimleridir ve hepsi ortak bir zemine dayanır. Düşünme, öğrenciden belirli bir anda beklenen bir performans da değildir. Bir argümanı eleştirmek ya da özgün bir fikir ortaya koymak, arkasında işleyen uzun bir sürecin görünen ucudur. Son olarak düşünme, kendiliğinden gelişen bir yatkınlık olarak görülemez. Zihnin yetileri ve bu yetilerin işleyişi tanındıkça düşünme öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir beceri hâline gelir.
Düşünmenin Temelinde Ne Var?
Düşünmeyi bir süreç olarak ele almak, onu zihnin işleyişi içinde konumlandırmayı gerektirir. Bu açıdan bakıldığında düşünme, en temelde zihnin nasıl işlediğini kavramak ve bu işleyişe uygun biçimde yeni fikirler, anlamlar ve çözümler üretebilmektir. Böyle bir tanım, düşünmeyi zihnin yetilerinden bağımsız ele alamayacağımızı da ortaya koyar. Zihnin hangi yetilerle çalıştığını ve bu yetilerin birbirine nasıl bağlandığını anlamak, düşünmeyi anlamanın ilk koşuludur.
Duyumsama, algılama, imgelem, hafıza ve kavrama, düşünmenin üzerinde yükseldiği yetilerdir. Duyumsama yoluyla dış dünyadan gelen veriler zihne ulaşır ve algılama bu verileri anlamlı bütünler hâlinde düzenler. İmgeleme, algılanan içerikleri zihinde yeniden kurar, birleştirir ve dönüştürür. Hafıza bu içerikleri saklar ve gerektiğinde yeniden çağırır. Kavrama ise içerikler arasındaki ortak özellikleri soyutlayarak kavramlara ulaşır. Duyu verisinden kavrama uzanan bu yol düşünmenin ilk ve en temel katmanını oluşturur. Bu nedenle önce yetilerin nasıl işlediğini bilmek, ardından zihni bu işleyiş düzenine göre çalıştırmak gerekir.
Kavramların oluşmasıyla birlikte düşünme yeni bir katmana taşınır. Kavramları birbirine bağlayarak önermeler kurmak, önermeler arasındaki tutarlılığı sınamak ve bu önermelerden geçerli ve sağlam akıl yürütmeler inşa etmek bu katmanın temel işlemleridir. Klasik mantık geleneğinin tasavvurat ve tasdikat ayrımı da bu ilerleyişi yansıtır. Zihin önce kavramlara ulaşır, ardından bu kavramlar hakkında hükümde bulunur ve hükümlerden yeni hükümler çıkarır. Bu işlemler ele alınmadan düşünmeye dair söylenecek her söz eksik kalacaktır.
Düşünme Becerileri Nasıl Gelişir?
Duyu verisinden kavrama, kavramdan önermeye ve önermeden çıkarıma uzanan bu süreç sağlam biçimde kurulduğunda zihin daha karmaşık düşünme biçimlerine açılır. Problem çözme, karar verme, ahlaki bağlamda düşünme, yaratıcı düşünme ve eleştirel düşünme bu temel üzerinde yükselen üst düzey becerilerdir. Bir problemi çözebilmek için durumu doğru algılamak, ilgili kavramları belirlemek ve olası çözümler arasında tutarlı bir akıl yürütme kurmak gerekir. Karar verme, seçenekleri karşılaştırmayı ve bu karşılaştırmayı gerekçelere dayandırmayı içerir. Ahlaki bağlamda düşünmek ise eylemlerin sonuçlarını ve dayandıkları ilkeleri tartmayı, yani kavramlar ve önermeler üzerinde dikkatli bir muhakeme yürütmeyi gerektirir. Bu becerilerin her biri temel katmanda kazanılan işlemleri yeni durumlara taşır ve onları bir arada işletir.
Bugün eğitim alanında sıkça karşılaştığımız eleştirel düşünme, yaratıcı düşünme ve çocuklar için felsefe gibi yaklaşımlar da bu temelin ürünleridir. Ne var ki bu uygulamalar çoğu zaman dayandıkları temelle ilişkisi kurulmadan öğretim süreçlerine dâhil edilir. Öğrenciden bir argümanı eleştirmesi, özgün bir fikir üretmesi ya da felsefi bir soruşturmaya katılması beklenir. Oysa bu beklentileri karşılamasını sağlayacak zihinsel işlemler ayrıca ele alınmaz. Bu durum düşünmeyi eğitim gündeminde canlı tutar, fakat düşünme becerilerinin hakkıyla kazanılması önünde bir engele de dönüşebilir. Temeli sağlamlaştırılmamış bir eleştirel düşünme pratiği yüzeysel itirazlara, yaratıcı düşünme pratiği dağınık çağrışımlara, felsefi soruşturma ise gerekçesiz fikir beyanlarına indirgenme riski taşır.
Eğitimde Düşünmeyi Yeniden Ele Almak
Bu tablo, eğitimde düşünmeyi merkeze alan girişimler için yeni bir başlangıç noktası önermeyi mümkün kılar. Düşünmeyi öğretim süreçlerine taşımak isteyen bir yaklaşım, işe üst düzey becerileri mümkün kılan temelden başlayabilir. Bu öneri, düşünme becerilerini duyu verisinden kavrama, kavramdan önermeye ve önermeden çıkarıma uzanan bütünlüklü bir süreç olarak ele almayı esas alır. Böyle bir çerçevede algılama, sınıflandırma, kavram oluşturma, önerme kurma, tutarlılığı sınama ve akıl yürütme gibi işlemlerin her biri tanımlanabilir, öğretilebilir ve geliştirilebilir birer beceri olarak görünür hâle gelir.
Bu bakış açısı mevcut alanları tamamlayan bir zemin sunar. Eleştirel düşünme eğitimi, yaratıcılık çalışmaları ve çocuklar için felsefe uygulamaları, dayandıkları zihinsel işlemler sistemli biçimde geliştirildiğinde daha derinlikli ve kalıcı bir etki bırakabilir. Öğrenci bir argümanı eleştirirken neyi yaptığını, yeni bir fikre ulaşırken hangi işlemlerden geçtiğini fark etmeye başlar. Böylece düşünme, sınıfta beklenen bir sonuç olmanın ötesine geçer ve öğrencinin kendi zihnini tanıyarak yönettiği bir sürece dönüşür.
Enstitü Sosyal’de hazırlanan düşünme becerileri materyalleri de bu çerçeveyi sınıf ortamında hayata geçirmeyi amaçlar. Düşünmeyi eğitimin merkezine koymak istiyorsak işe temeli sağlam olan böyle bir yapı kurmakla başlayabiliriz.